Kayıtlar

Eylül, 2020 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Çocukluğun Soğuk Geceleri Üzerine Bir İnceleme

Resim
  Çocukluğun Soğuk Geceleri, Tezer Özlü ’nün ilk romanıdır. Otobiyografik bir roman olarak nitelendirilmekle beraber bu kadar kısa bir anlatının roman niteliği taşımadığı tartışmaları da sürmüştür. İncelemeyi, otobiyografik bir roman perspektifinden bakarak sadece Tezer Özlü ‘nün hayatı ile sınırlandırmak bir kadının ruh dünyasının bu denli özgür davetine haksızlık olur diye düşünüyorum. Otobiyografik bir roman olduğunu söyleyerek sadece Tezer Özlü ‘nün yaşamına indirgenmemeli bu kitap. Küçük bir kız çocuğunun hayatı algılayışı, düşünülenler ama söylenemeyenler, akıl hastanesinin odasında bağırılamayanlar, bir kadının düzene isyanı ve devrimci bir ruhun yılgınlığını da içeren satırlar var bu kitapta. Bu sebeple roman Tezer Özlü ‘nün de anmak istemediği patolojik herhangi bir tanımlamadan uzak kalarak okunmalı. Yaşanan anlatılırken tekrar yazılır bu yüzden de her hayat bir hikâyeye dönüşebilir. Geçmişi anlatmak, yazmak belki de hikayeleştirirken iyileştirmeyi mümkün kılar. Delirme...

Suzan Defter

Resim
                 " Bir kadın birdenbire günlük tutmaya başlamışsa  ya âşık olmuştur ya terk edilmiştir ." Türk romancıları için, Türkiye’nin siyasi ve toplumsal çalkantıları derin bir konu kaynağıdır. Adalet Ağaoğlu, Latife Tekin, Orhan Pamuk ve daha pek çok Türk romancı, 12 Eylül dönemini romanlarına kaynak yapmıştır. Suzan Defter romanı da konusunu 12 Eylül dönemi çalkantılarının gölgesinde bir aşk hikayesinden alır. Suzan Defter baskısı itibari ile kendinizce bir okuma yöntemi geliştirmeniz gereken bir romandır. Başta basım hatası olduğunu düşünebilirsiniz fakat kitabın sol tarafı bir erkeğe sağ tarafı ise bir kadına aittir. Okuma yönteminiz romanı farklı bakış açılarından değerlendirme imkânı verecektir. Roman bir kadın ve bir erkeğin günlüklerinden oluşmaktadır. Ekmel Bey ve Derya’ya ait satırlar, aynı güne bir kadının ve bir erkeğin bakışını sunar. Okurken, yalnızca bilinçdışındaki animanın (kadın) ve animusun (erkek) dengesini b...

Schadenfreude

Resim
Başkalarının acı çektiğini görmek insana iyi hissettirir. -Nietzsche Schadenfreude, her farklı duyguya bir isim verme takıntısı olan Almanlara ait bir kelimedir. İki farklı zıt kelimeden -acı ve haz - oluşmakla beraber, bazı düşünürlerce iki yüzlü duygulardan da biridir. Temel olarak, başkasının talihsizliğinden alınan haz olarak ifade edilebilir. Pek çok dilde birebir çevirisi yoktur. Hatta İngilizler, böyle bir duyguya sahip olmadıklarını bu yüzden de böyle bir kelimeye dilde ihtiyaç duymadıklarını belirtmişlerdir. Fakat söylemeliyim ki, bu duygu hepimizde var ve tamamen evrensel. Türkçe ’de de tam bir karşılığı olmamakla birlikte ben Schadenfreude’yi bir nebze de karşılayan bir söylemimiz olduğunu düşünüyorum: “İçimin yağları eridi” Schadenfreude duygusunun tam anlamıyla tanımlanabilir olması için, belirli kişi veya gruba zararı bizim doğrudan vermemiş olmamız gerekmekte. Bu yönüyle sadistlikten ayrılıyor, bizler meydana gelen zararda eylemci konumunda değil izleyici konumu...

Kan Konuşur Mu?

Resim
  “Şairler söz ile pek çok kahramanlık satarlar; fakat fiiliyata gelince, böyle bir metanet göstereceklerinden pek emin değilim. Çünkü şu intihar, beyne bir tabanca sıkmak, kendini asmak veya suya atılmak gibi değildir. Onlara bir kere teşebbüs edilince, onu menetmek ihtiyarı elden gider.”     Beşir Fuad yakın dostu Ahmet Mithat’a intiharından iki yıl önce böyle yazar. Kendi intiharını kurgular ve bunu o korkak addettiği şairlerinkine benzemeyecek bir yoldan yapar. Bileklerini kesmek suretiyle ölümü hissettiğinde, hala bir geri dönüşü varken bile vazgeçmez, son nefesinde gerçek bir kahraman olur kendince. Bundan tatlı bir ölüm tasavvur edemiyorum. Kan aksın diye hiddetle kolumu kaldırdım. Baygınlık gelmeye başladı …. Arzu ettim ki, bir insanın öldüğünü ve ölürken neler duyup hissettiğini bildirmek suretiyle insanlığa bir faydam dokunsun ,” diyordu, 35 yıllık hayatında yazdığı son satırlardı bu...